Suriye: Derin Acıları İyileştirecek Büyük Sabır ve Sağlam Umutlar Ülkesi 06 Şubat 2025, 23:02
Hak ettiği ölçüde ve biçimde olmasa da son 13 yıl boyunca Suriye toprakları ve halkı bütün dünyanın gözleri önünde yaşanan büyük acılar, yıkımlar ve kayıplarla gündemin en tepe noktalarında yerini aldı. Fakat maalesef Avrupa Birliği ülkeleri gibi Türkiye’deki ulusalcı-seküler çevreler açısından da Suriye meselesi ırkçı provokasyonların merkezine oturtulan mülteciler meselesine indirgenmiş ve milyonlarca insana hayatı zehreden Baas+Esed rejiminin kanlı ve yıkıcı diktatörlüğü de Rusya ve İran ordularının Suriye şehirlerini harabeye çeviren barbarca istilaları da görünmez kılınmıştı.
“Yaşasın Diktatörler, Kahrolsun Mülteciler” Mantığı
Esas tartışma konusu, en büyük beka kaygısı, öncelikli tehdit algısı katliam ve yıkımdan, işkence ve tecavüzden kaçarak bir biçimde canını, ailesini, namusunu, geçimini kurtarmaya çalışan “sığınmacılar” olarak lanse edilmişti. Milyonlarca insanın kitleler halinde neden “sığınmacı” durumuna düşürüldükleri üzerine düşünmek, empati yapmak, temel haklar açısından bakmaya gayret etmek adeta fazlasıyla lüks görülmüştü.
Modern dünya açısından Rusya ve İran orduları marifetiyle ayakta tutulan 60 yıllık Baas+Esed despotizmi, halka karşı konumlanan ve azınlık mezhebine yaslanan eli kanlı ve yıkıcı bir diktatörlük Suriye halkı için “uygun” görülmüştü ki Sednaya başta olmak üzere ülkenin her köşesinde mantar gibi biten işkence merkezleri gibi varil bombalarıyla, füzelerle, kimyasal silahlarla şehirlerin kan deryasına, ceset tarlasına dönüştürülmesi de “ülkenin iç işleri” olarak değerlendirilmişti.
8 Aralık’ta Suriye’nin başkenti Şam’da 61 yıllık zulmü ve kanlı bir istibdadı temsil eden Baas rejimi yıkılmasıyla birlikte bölgemizde yeni bir dönem başlamış oldu. Babası Hafız Esed gibi Suriye halkına derin acılar, telafisi imkansız kayıplar yaşatan Beşşar Esed son 13 yılda Rusya ve İran ordularının verdiği devasa desteğe rağmen bütün kurum ve kadrolarıyla çöktü. Beşşar Esed’in ailesi ve kurmay kadrosunu da yanına alarak Rusya’ya ait bir uçakla Moskova’ya kaçması tarihin büyük kırılmalarından birine işaret ediyordu.
“Baas Rejimi + Rusya ve İran da Tükendi”
Babası Hafız Esed’den devraldığı koltuğu oğluna bırakma saplantısıyla Suriye halkına karşı en büyük kıyımlara, en dehşetli yıkımlara girişmekten bir an olsun tereddüt etmeyen Beşşar Esed’in askeri cunta+muhaberat üzerine kurulu dehşet salan düzeni ülke içinde hiçbir mevzi tutamadan, en küçük bir cephe hattı dahi oluşturamadan çökertildi ve paramparça dağıtıldı.
Ülkenin hemen her şehrinde devasa nitelikte inşa edilen ve her birinden korkunç işkencelerle katledilmiş binlerce insanın cesedinin fışkırdığı cezaevlerinin boşaltılması sonucu Suriye tam bir bayram havasına girmişti. Gerek Baas Rejimine karşı direnen mücahidler gerekse Baas rejiminden kurtulmak için gün sayan halk camilerde, meydanlarda şükür secdesine kapanıyor, dualar ediyor, marşlar söyleyip sevincini coşkusunu bütün dünyaya ilan ediyordu. Suriye devriminin üzerinden henüz on gün geçmişti ki biz de İstanbul’dan bir grup arkadaşla birlikte İdlib’ten giriş yapıp Halep, Hama ve Humus rotasıyla Şam’a doğru bir yolculuk yapmak üzere harekete geçtik. Küresel ve bölgesel çapta büyük bir şaşkınlığın yaşandığı, Baas rejimin nasıl çöktüğü ve Heyet-i Tahrir-i Şam’ın silahlı direnişinin nasıl başarıya ulaştığı üzerine yoğun diplomatik-siyasi tartışmaların yaşandığı bir vasatta Suriye’de olmayı, bizzat kendi gözlemlerimize dayanarak tahlil yapmayı tercih etmiştik.
Suriye Halkını Daha Fazla Ezip Sindiremediler
Bizi spekülatif tartışmalar değil bizzat Suriye halkının yaşadığı acılar, maruz kaldığı kayıp ve yıkımlar ilgilendiriyordu öncelikle. Bu sebeple Suriye halkının 8 milyonu aşkın bir bölümünü Türkiye, Ürdün, Lübnan ve Avrupa ülkelerine sürükleyen, çoluk çocuk boğulmayı göze alarak Akdeniz sularına açılmaya itekleyen sebepleri yerinde görmek istedik.
Beşşar Esed namına çalışan bir dizi Youtuber’in aldatıcı mizansenlerini bir kenara bırakıp büyük şehirlerin bulvarlarından arka sokaklarına, mülteci kamplarından kırsal bölgelerine değin adeta Suriye’yi karış karış gezdik. Son derece kısıtlı elektrik verilen, moloz yığınları ve çöp dağlarıyla çevrilen şehirlerde Suriye parasının pulda daha değersiz olduğu çarşıları, pazarı gezip çaresizliğe mahkum edilen milyonlarca Müslümanın sabrını, azmini ve kararlılığını gözlemledik.
Humus’ta medfun bulunan büyük sahabelerden Halid Bin Velid’in (R.A.) kabrini ziyaret ettik, Halep Kalesi etrafında güle oynaya koşuşan çocukların-gençlerin arasından geçip Şam’daki Emeviyye Camii’nde cemaatle saf tuttuk, hutbe dinledik ve Ümmet-i Muhammed için el açıp dualar ettik. İstanbul’dan Şam’a, Bursa’dan Humus’a, Antep’ten Hama’ya, Trabzon’dan İdlib’e, Diyarbakır’dan Rakka’ya, Sakarya’dan, Amasya’dan, Batman’dan, Erzurum’dan bütün bir Suriye’ye selamlar, sevgiler, dualar götürdük. Tebessümle, ikramla, dua ve muhabbetle mukabele gördük.
Sevgisini, hürmetini, şükran duygularını belirtmek isteyen kardeşlerimizden kimi bizi kucaklayıp sarıldı kimi de Arap örfüne uygun olarak alnımızdan öptü bizi. Acıların, gerilimlerin, yıkıcı tehdit ve baskıların cenderesinden sıyrılıp gelen insanların yüzlerine yerleşmiş keder, dillerine oturmuş memnuniyetsizlik ve şikâyetlerle örülü bir anlatı, gözlerindeki ışığı perdeleyen bir ümitsizlik hâkim olur diye düşünüyor insan. Fakat bu beklentileri boşa çıkartacak yapıcı bir tavrın sosyal hayata hâkim olduğuna şahitlik ediyoruz.
Şehirler Harabe Ancak Ümitler Dimdik Ayakta
Aile fertlerinden kayıplar vermiş, işinin yanı sıra evini barkını, bağını bahçesini de hatta harabeye dönüştürülüp yaşanmaz hale getirilen şehirlerini de kaybetmiş olmalarına rağmen ümitleri güçlü, azmi sağlam, sabır ve tevekkül duyguları derin bir toplumla temas kurduğunuzu hemen fark ediyorsunuz. Şükür ve sabır duyguları hakikaten çok kuvvetli, kanaatkâr olmanın yanı sıra çalışma ve üretme kapasiteleri çok yüksek bir toplumsal gelenek bütün darbelere, ihanetlere, yıkım ve katliamlara rağmen sapasağlam ayakta duruyor.
Her türlü zulmü ve rezilliği deruhte etmiş mafyatik Baas+Esed rejimi gibi Rusya+İran hegemonyasını da ülkelerinden söküp atmış bir halka saygı duymak itibar etmek ve geleceğe doğru birlikte yürüme iradesi beyan etmek en hayırlı kapıları açmanın anahtarı olacaktır.
Maalesef Türkiye’de son on yılda [CHP, İYİ Parti, Zafer Partisi gibi] siyaset cephesinin Baas+Esed rejimine müzahir cephesi tarafından kışkırtılan ırkçı-ayrımcı nefret dalgalarının ilk ve en büyük kitlesel hedefi Suriyeli mülteciler oldu. Bu ırkçı nefret dalgası sosyal medya ağları marifetiyle Türkiye’de toplumun en muhafazakâr-dindar kesimlerini dahi zehirleyebilecek bir yıkıcı dalgaya da dönüştü ne yazık ki. Öyle ki ekonomiden sağlık ve eğitime, trafikten işsizliğe değin Türkiye’nin hemen bütün sıkıntıları, dertleri, kronik sorunları için dahi “Suriyeli mülteciler” günah keçisi olarak işaretlenir olmuştu.
Türkiye ve Suriye’de yaşayan Müslüman halklar olarak 8 Aralık 2024’ten itibaren kardeşliğimizin daha güçlü bir biçimde daim ve kaim olması için sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın öğütlerine sıkı sıkıya sarılmaktan başka hiçbir çıkışımızın olmadığını karşılıklı olarak teyid ettik. Fransız sömürgesinin ve Baas rejiminin bir asırdır sebep olduğu çöküntüler ve yıkımlara rağmen Suriye’nin yeniden imar ve inşa edileceği kapsamlı bir seferberlik sürecine hep beraber şahitlik edeceğiz inşallah.
Suriye Halkına Sırt Dönenlerin Telaşı
Esed rejiminin çöküşüne, Mücahidlerin Şam’a girişine saatler kalmışken dahi Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün devletleri tarafından yapılan “Suriye’de meşru yönetimi destekliyoruz” açıklamaları İslam coğrafyasının nasıl bir ihanet çemberi içerisinde sıkıştırıldığını teyid ediyordu adeta. Fakat Türkiye ve Katar’ın zayıf da kalsa öteden beri Esed rejimine karşı Suriye halkının haklarını müdafaa yönünde sarf ettikleri çabaları 8 Aralık devriminin hemen akabinde Şam’a giden yüksek ve güçlü diplomatik heyetlerle daha ileri aşamalara taşıyacaklarını deklare etmesi bölge ülkeleri gibi Avrupa’nın da eksik kalma telaşını, geç kalma endişesini büyüttü.
Suriye’de despotik rejimin sebep olduğu sancılar, baskılar, yoksulluk ve yoksunluklarla mücadele dönemi başladı. Yetişmiş insan potansiyeli zengin, çalışma ve üretme kapasitesi yüksek bir ülke Suriye. Üstelik tarihsel, toplumsal, kültürel ve coğrafi olarak Lübnan, Filistin ve Ürdün’ü doğrudan etkileme kabiliyetini temsil ediyor. Elbette bölgedeki despotik rejimlerin, İsrail’in, Avrupa ve Amerika’nın tahmin edilen-edilmeyen, öngörülen-öngörülemeyen türlü türlü planları, projeleri, operasyon hazırlıkları olacaktır. Ancak şimdiye kadar sergiledikleri bin bir türlü melanet dolayısıyla hem kendi itibarları hem de dayandıkları etnik-mezhebi kesimlerin prestij ve imkanları yerlerde sürünüyor.
Sömürge ve Despotizm Parantezi Kapanıyor
Önce ordunun yeniden yapılandırılması ve ülke içinde şu ya da bu gruba bağlı silahlı grupların tamamen tasfiye edilmesine yönelik çalışmalar tamamlanacak muhtemelen. Diplomatik ilişkilerin ardından ticari ve sınai anlaşmalarla toplumun refah düzeyi yükseltecek adımlar bekleniyor. Türkiye-Suriye ilişkileri yüz yıllık parantezi, fitneyi ve ayrıştırmayı kapatacak sağlam ve kuşatıcı adımların atılacağına dair güçlü emareleri teyid ediyor. Artık Suriye’den gelen, gelecek olan haberler, gelişmeler keder ve endişeleri değil ümit ve sevinçleri ihtiva edecek inşallah.
Duygusal bariyerlerin, ulusalcı-seküler fitne ve fesat söylemlerinin, Batı’da üretilen komplo teorilerinin kaplerimize, akıllarımıza ve atacağımız adımlara pranga olmasına daha fazla müsaade etmemeliyiz. 23 Ocak 2025 itibariyle Şam’a (bir süre sonra Halep’e de) İstanbul’dan uçak seferlerinin başlayacağına ilişkin müjdeli haberler elbette ki coşkumuzu arttırıyor. Doğal olarak Umre ve Hac için karayolu
seferlerinin hazırlıklarına dair yetkililerden heyecanla haber bekliyoruz.
Velhasıl pek çok zorluktan sonra Şam’ın, Halep’in, Hama ve Lazkiye’nin yolu açıldı, ışıklandı ve kolaylaştı. Suriye ile sadece coğrafi olarak komşu değiliz ondan önce ve esasen iman kardeşiyiz ve kalplerimizi salih amellerle güzelleştirmek için birbirimiz daha çok sevmek üzere bütün vesilelere sarılmalıyız.
Allah-u Teâlâ’nın bizlere merhamet etmesini istiyorsak o zaman uzak-yakın, siyahi-beyaz demeden bütün kardeşlerimize merhamet etmeliyiz. Şeytan’ın ürettiği korku ve vesveselerden, Şeytan ve dostlarının davet ettiği ırkçılık necasetinden uzaklaşarak İslam’ın kardeş kılan iklimine doğru sağlam adımlarla koşmalıyız.
Hiç şüphesiz ki Allah- Teâlâ kendisine dayanıp güvenenleri yalnız bırakmaz. O ne güzel vekildir, O ne güzel dosttur.
Kenan Alpay (23 Ocak 2025)
DIĞER BLOGLAR
-
"Ahbap" Örneği Üzerinden, Düşünmeyi Öğrenmeden Kamuoyu Oluşturan Şöhretlerin Ağır Trajedisi
30 Temmuz 2026, 12:57 -
Gücün Yeni Merkezi Sosyoloji Üzerine Bir Değerlendirme: Yüksek Teknoloji Üreten, Sosyoloji de Üretir
24 Haziran 2026, 12:05 -
Yapay Zeka Fetişizmi
04 Haziran 2026, 11:05 -
Akademisyenin Mesuliyeti: Hakikatin ve İnsanın Hizmetinde Bir Ömür
02 Haziran 2026, 15:20 -
Okul Saldırganları Analizi
24 Nisan 2026, 14:28 -
Etin Bekleyişi, Zekâtın Sesi
24 Şubat 2026, 23:12 -
Google Sosyolojisi: Türkiye Halkı İnterneti Nasıl ve Neden Kullanıyor?
09 Ocak 2026, 11:56 -
Akıllı Binalarda Akılsız Hayatlar
24 Kasım 2025, 10:37 -
Ahlak Toplumsal Suç Oranlarını Nasıl Etkiler?
24 Kasım 2025, 10:09 -
Ekran Arkasında Empati: Dijital İş Dünyasında Bağ Kurmanın Yeni Yolları
19 Kasım 2025, 14:35

